Ürgüp Kayakapı-Kadıkalesi Müze Olmalı

www.cavekonak.com

www.asianturkey.com

0 532 331 94 31

adnan tangüler MA

 

Kayakapı Mahallesi-Kadıkalesi

Bizans döneminde önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerindeki kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkeziymiş ve burada birçok önemli din adamı, aziz yetişmiş. Bunlardan en çok bilineni Aziz Yohannes’tir. Aziz Yohannes’in yaşadığı yer şu aralar UNESCO tarafından da fark edilmiştir ve rest...orasyonu finanse edilmiştir. Yohannesin konakladığı ahırdaki kaya oyuğu hala yerli ve yabancı birçok ziyaretçi akınına uğramaktadır. Daha 1960' larda yıkılan ve taşlarıyla belediye binamızın yapıldığı kilisenin adı da Yohannes ti. Yunanistanda Yeni Prokopious'da bu kilisenin kopyası yapılmıştır. Ürgüp belediyesini sırf bu kilisenin girişteki onyxli mermeri için görmenizi öneririm. Cumhuriyet döneminde bile kullanılmış olan Roma hamamı hala ayakta ve kalıntıları heyecan vericidir. Hemen hamamın yanında bulunan ve yine UNESCO tarafından restorasyonu finanse edilen Barbara ve Hallaç Manastırı kilisesi tipindeki kilise ise görülmeye değerdir. Kilisenin 100 mt. ötesindeki bir Osmanlı eseri olduğunu düşündüğüm cami hala istinilse kullanılabilecek vaziyettedir. Caminin sol tarafında açık havada namaz kılmak isteyenler için özel bir mihrap bulunuyor ve bana olduğu gibi oraya giden herkes o muhteşem manzara eşliğinde 2 rekat namaz kılmak isteyeceklerdir. Ürgüpten başlayarak Mustafapaşa'dan Şahinefendiye kadar olan bölgeyle Topuz dağı tepesinde bulunan aksalur vadilerinde yoğun bir Hıristiyanlık öncesi pagan nüfusun varlığını mezarlarından ve put resimlerinden biliyoruz. Hitit ve Asur medeniyetinden kaldığını düşündüğüm bir mabet ve kaya oyma duvar desenleri hala bulunmaktadır. Bu putlardan bana dedemden miras kalan peribacası evimde de bulunmaktadır. Herhalde Mazı Kalesi üzerinde bulunan Putperest mezarları da bunlara verilebilecek en güzel örnektir. Kayakapı mahallesi uzaktan bakıldığında bir yeraltı şehrinin kesiti gibidir. Enine ve dikine yüzlerce tünelle doludur. Güvercin evleri ve bu evlerin süslemeleri görülmeye değerdir. Kalenin tepesinden görülen manzara gerçekten çok nadirdir. Müze olduğu taktirde peribacaları arasından başlayacak gezi yokuş aşağı olacağı için çok kolay gerçekleşecektir. Şehrimizin ileri gelenleri büyük düşünerek ileriyi görmeli ve Kayakapı mahallesi-kadıkalesi mutlaka mize olmalıdır.

Adnan Tangüler MA

         Yapılışi ile ilgili kitabe olmayan Karamanoğlu İbrahim Bey camisinin avlusuna giriyoruz. Karaman beyi İbrahim(1524-1463) burada bir külliye yaptırdığı anlatılır. Külliyede bir cami, bir medrese, bir hamam, ve bazı binaların olduğu akla gelmektedir. Caminin avlusunda, Osmanlı İmparatorluğunun Son Seyh_ül Azamı İslamlardan Hayri efendi’nin mezarı mevcuttur.  Mezar Ürgüp civarında çıkartılan sarı mermerden yapılmış, görünümü Roma dönemi lahitlerini andırır. Jön Türklerden olduğu için İngilizler tarafından Malta’ya sürülmüş ve Malta’dan memleketi Ürgüp’e gelmiş nihayet 1921 yılında burada ölmüştür. Evi Gez sokaktadır. Evinin önünde Nevşehirli Damat İbrahim Paşanın çeşmelerinden biri vardır.

Caminin eyvanı, iki filpayeli sivri kemerli ve beşiktonuzludur. Beşerli iki sütun sırası ile nefe bölünmüştür.  Sahınlar beiktonuzludur. Caminin doğusundaki ev eski kaymakamlık binasıdır. Biraz doğuda 1755 yılında yapıldığına dair kitabesi olan Sağır Mescit vardır.

Temenni Tepesi, Atatürk heykelinin kuzeyindeki sarp kayalıktır. Temenni tepesindeki kütüphane binasından başka Anadolu Selçuklu Sultanlarından IV. Kılıç Aslan Gazi’ye ait olduğu ileri sürülen bir türbe mevcuttur. Tarihi kitaplarda bu sultan 1266 tarihinde bir şölende Aksaray’da zehirlenemeyince kementle boğulmuştur. Ürgüp’ün yaşlılarının anlattığına göre  IV Kılıçaslan Gazi, Ürgüp’ün kuzeyinde “ Ergazi” denilen yerde kardşlerinin askerleri tarafından yakalanıp öldürülmüştür. Mezarı Konya’da Sultanlar mezarındadır. Yapı Hicri 1268 yılında sultan adına izafeten mezarı olarak yapılmıştır.

Ürgüp’e hakim noktada bulunan tepe, üzerindeki kubbeli taş yapı ile dikkati çeker. Temenni tepesi “dilek, istek,d,n, ululardan dilekte bulunma tepesi”dir. Bize göre Temenni tepesi, binlerce yıldan beri kutsanmış kutsal alandır.

 KADIKALESİ

Temenni tepesinin 500 m kadar kuzeyindeki Ürgüp tepesinde Kadı kalesi civarında, tavanında Haç kabartması bulunan Güney-Kuzey yönünde beşiktonuzlu bir mekanın içi taşla doldurulmuştur. Bu mekan bir mabet girişidir. Buradaki mekanlar son yüzyılda kullanıldığı gibi hiristiyanlıktan önce de kullanılış olup bu mekanlarda çok sayıda mezar bulunur. Bunlar Müslüman mezarları değildir. Halkın rivayetine göre, eski dönemlerde Esbelli kayalığı ile batıdaki kayalık birleşikmiş ve bunların arasında kuzeye giden yol varmış.

Kadı kaledinin doğusundaki yoldan gidilen Kayakapı mahallesi, Osmanlı döneminde Sarayda, orduda, bürokrasinin üst kademelerinde görev yapmış şahısların iskan alanı olmuştur. Kadı kalesinin doğusundaki yoldan 100 m. İlerleyince yolun doğu kenarında bir kaya konisi vardır. Söz konusu kaya konisinin içinde yakın tarihlere kadar kullanılan bir cami vardır. Bunun yanı sıra bölgemizde kaya konisi içine oyulmuş iki cami bugün de kullanılmaktadır.

Caminin 50 m kadar kuzeyde, yolun batı kenarında tünel girişi görülmekte ve Koridorun 250 m. Kesintisiz devam ettiği ancak güneyde koridorun toprakla dolmuş olduğu söylenmektedir.Bu koridor Ziya Çopuroğlu’nunn evine kadar devam etmektedir. Halkın ifadeleriyle koridor çok kola ayrılmaktadır. Bu kollardan biri sivritaş’ta Damsa deresine varmaktadır. Bu kol Karamanoğlu İbahim Bey Camisi yönünden gelip Sağır mescidin kuzeyinden geçip, Türemin ek binasının altından ve belediye binasının kuzeybatı köşesinden Sivritaş’a ulaşmaktadır. Bu koridorların bir kolu temenni tepesine kadar uzanmaktaymış. Bu koridorların askeri amaçla  ve irtibat amacıyla ve başka amaçlarlar kullanılmış olması muhtemeldir.

 KAYAKAPI Yolun doğu kenarında kesme taşla yapılmış Müslümanların hamamı vardı. Rum Hamamı ise Atatürk heykelinin yanındadır. Kayakapıdaki hamamın 1950 ler öncesine kadar kullanıldığı anlatılmaktadır. Hamamın kitabesi yoktur. Yapılış tarihide bilinmemektedir.  Muhtemelen Osmanlı döneminde su ihtiyacı karşılandıktan sonra, 1729 yılında yapılmış olabilir.

Yolun batısında ki büyük ev ESATOĞULLARI’nın evidir. Cephesinde, konsollarla desteklenen  iki balkonu dikkati çeker. Taş süslemeleri dikkati çeker . Eve  “ YOANNİS ‘in evide denilir. Ancak evin sadece taş iskeleti kalmış, hala balonlar ve konsollar çökmemiştir.

Efsaneye göre YOANNİS , türk ailesinin seyisi imiş. Aile reisi Hac’da iken , evin hanımı mantı pişirmiş ve kocasının bu yemeği çok sevdiğini anımsayıp düşüncesini yüksek sesle söylemiş. Bunu duyan Yoannis “ Eğer mantıyı bir kaba koyarsa , yemeği soğutmadan  soğutmadan götürebileceğini” söylemiş ve yemeği soğutmadan ağasına ulaştırmış ve geri eve dönmüş. Yaşlıların anlatığına göre 1924 yılında Yunanistana göç eden Rumlar Yoannisin kemiklerini de götürmüşler.

Yoldan kuzeye doğru gidildiğinde  yolun doğu kenarında bir cami vardır. Cami kayaya oyulmuş ve düz damlıdır. Ancak duvarları kesme taşla örülmüştür. caminin  yanında kitabesi sökülüp götürülmüş bir çeşme vardır. Biraz ileride yolun batı kenarında bir tünel mevcut olup söz konusu tünelin daha sonra üç yola ayrıldığı söylenmektedir.  Bunlardan ikisi toprakla dolmuş biri de kapatılmıştır. Camide 250 m. İlerisinde Davut Ağa çeşmesi bulunmaktadır. Davut ağa, Osmanlı ordusunda görev yapmış bir şahısmış. Çeşmenin yazıtına göre  DAMAT İBRAHİM PAŞA tarafından yaptırılmış.

 Çeşmeden 30 m. Kadar sonra yol ikiye ayrılır. Sağdaki yolun doğusunda Davut ağa camisi vardır. “Kayseri tipi” denilen “küçük tip” minaresi vardır.Beşiktonuzlu eyvandan camiye girilir.  Mihrap ve minber oyma taş işçiliğine sahiptir. Avlunun doğusundaki mekan yazlık mescittir. ( 1980 lerde  cami İbadete açıktı.  Ortaokula giderken fahri imamlık yaptım.:s.ATA)

               Cami civarında duvarında sitilize nebat motifi kabartması olan bir ev vadır. Evin. Padişahın kuşçu başlığını yapmış birine ait olduğu söylenir. Hemen onun yanında çarşı ağasının evini göstermişti.  Bu evden 100 m kuzeyde yüksek kemerli bir avlu kapısı vardır. Bu evin “Paşa babanın evi” olduğu anlatılır( DAMAT İBRAHİM PAŞA)  Damat İbrahim Paşa Ürgüp’e geldiğinde bu evde kalırmış.  Ev sarayı andırır.

     Paşababanın evinden güneybatıya hareketle 150 m. Kadar yürüyünce yüksekte kalan alanın kuzey ucuna geldik. Güneyimizde Esbelli mahallesi ve Turban Tesislerine gelinir.

 Ürgüp Meteoroloji Müdürü Süleyman Ata

 

Tarih söyleşilerini çok seven Ürgüp esnafı ile başlayacağınız sohbetin girizgahı mutlaka Türklerin “Büyük kilise” adını verdiği Aziz Yuannis Kilisesi’nin yıktırılışına duydukları hayıflanma ile başlayacaktır. Gün geçtikçe, Kilisenin yıktırılışı öyküleri efsaneleşmektedir. Kilisenin resimlerinin Ürgüp’te 1990’dan sonra  ortaya çıkması, yapının güzelliğini gören Ürgüplüleri yoğun bir pişmanlığa sürüklemiştir. Bu efsanevi yapının  ölçü ve oranları, mimarların “Altın Oran” dediği üslubu çağırmaktadır bana. Para yetişmediği için soldaki çan kulesi hafif malzeme ile geçiştirilmiştir. Projesindeki bu kule de ileri tarihlerde yapılabilirdi ve bölgenin muhteşem bir  mimari anıtı olarak, çevre korumanın da simgesi olabilirdi…

Diğer yönden hakiki bir yerli üretimdir. Bölgenin kepez taşı ve salnamelerde çok geçen Çökek Köyü önündeki mermer yataklarından çıkartılan, Hacı Bektaş-ı Veli’nin keşfederek teslim taşı ürettiği ‘balgami mermer’den muhteşem kapısı, sütunları, Edirne Selimiye Camisi’ni andıran göğe uzatılmış yüksekliği ile bölgenin bir mimarlık simgesi de olabilirdi. Büyük Kilisemiz insan emeği ve gayretinin de bir simgesiydi. Ürgüp Rumlarının kitaplarında ‘omuz zoruyla’ , ‘az para ve çok emekle’ yapıldığı yazmaktadır. Damsa Çayı’na kadar halk, kadın-erkek, çoluk-çocuk, kum ve suyu, kovaları elden ele naklederek taşımışlardır. Para bulunana dek okul çocukları ve kadınlar da çalıştırılmıştır. 4000 İngiliz Lirasına mal olan kilise için 2390 aileden para toplanmıştır. Bitirilemeyince Aynaroz Manastırı’ndan para istenmiş, onlar ise adına yaptırılan Ürgüplü Aziz Yuannis’in kafatasını istemişlerdir. Pazarlıkla sol eli verilerek kilise bitirilebilmiştir.

 

Ürgüp halkının Aziz Yuannis’e olan sevgisi

Büyük Kilise’nin inşa coşkusu aslında yapılmadan önce başlamıştı. Adına yaptırılacağı Aziz Yuannis, Kırım Savaşında Türklere esir düşmüş, köle pazarlarında satılarak Ürgüp’e kadar gelmiş, halk deyimi ile tam bir garibandı. Diğer yönüyle Ürgüp’te Rum ağası ölünce, satıldığı Türk ağasının Müslümanlığa dönmesi için yaptığı ısrara direnmesi ve ağasını ikna etmesi yönüyle de bir direnişin simgesi idi. Kayakapı’da Eset Ağalardan Ömer Ağa’nın evinde seyisti. Ağasının yaptırdığı lüks odayı  kabul etmeyerek ahırda bir seki oymuş ve orada yaşamıştı. Hıristiyan ve İslam Mistisizminin Kapadokya babaları ve dervişleri gibi kökten yoksulluk üzerine kurulu bir derviş yaşamını seçmişti. Varlıklı olmanın insan ruhunu yozlaştırabileceğine inanıyordu. Tarihsel bir arka plana sahip  köklü felsefesi, yaşadığı Müslüman mahallesi olan Kayakapı’daki Müslüman Türk halkınca da O’nu ermiş mertebesine çıkartmıştı. Türkler de O’nun gizli İslam olduğunu ve asıl adının Cezayirli Hasan olduğunu söylüyorlardı. Nitekim öldükten sonra da cuma günleri yaşadığı evinin önünden geçerken dua ediyorlardı. İki cemaatin de Yuannis üzerinde oluşan ortak sevgisi bu kilisenin mimari güzelliğine yansımıştır.

Hıristiyan ve Türk kadınlar bina projesi ellerine geçer geçmez kilisenin ön cephesini peşkir motifi yaparak bu motifin adına da “Kilise Kapısı” adını koymuşlardır. Peşkir motifleri içerisinde 1924 Büyük Mübadelesi’nden sonra da Ürgüp’te en çok işlenen motif olmuştur. Bugün dahi Ürgüp Anadolu Meslek Lisesi Nakış Bölümü’nde kursiyerlerce işlenen motifler içerisinde en çok tercih edilenidir. Yuannis’in ruhu, büyük  sabırlar isteyen bu peşkirleri işleyen bayanları da etkilemeye devam ediyor.

 

Kilisenin hazin sonu

Yuannis’in efsaneleşmiş yaşamı gibi Ürgüplülerin de efsaneleştirdiği Büyük Kilise 1948-1952 yılları arasında yıktırıldı. Yunanistan’ın Cemiyet-i Akvam’a (Birleşmiş Milletler) Türkiye’deki Rum eserlerinin  tescili için başvurması sonucu Türk Hükümeti de yıkım emri göndermişti. Yıllarca süren savaşların taze anıları, o zamanın koşullarını belirlediği için bu tür yıkımların şartları içerisinde değerlendirilmesinin uygun olduğunu sanıyoruz.

Annesi inanmış bir Hıristiyan olan II. Mahmut’un sultanlığı döneminde 31 Mart 1886 tarihli, Konya Valisi Said Paşa’ya gönderilen fermanla  2 Haziran 1886’da temeli atılmıştı. Ekim 1892’de de açıldı. Yarısı Ürgüp Müzesi’nde olan kilise kitabesinde açılışa İstanbul Rum Patriği VIII. Neofitos’un geldiği yazılıysa da Patriğin gelemediği sanılıyor. Bir olasılıkla kitabe erken yazılmış da olabilir. Kilisenin taşının Avlağı Dağı’ndan getirildiği yazılıdır. Bölgede ‘kepez’ olarak adlandırılan ve bir kısmı Ürgüp Belediyesi’nde kullanılmış bulunan koyu gri taş, kiliseye sağlam ve güvenilir bir atmosfer kazandırmıştır. Bugün yine bir kısmı Ürgüp Tahsinağa Kütüphanesi’nde kullanılmış olan pencere demirleri de  güvenliğe yönelik bir tasarımdaydı. Gerek demir, gerekse taş işçiliği için Ürgüp’te yeterli ustalar vardı. Ama baş mimar Haralambos Hacı Savvaoğlu Giresun veya Trabzon’dan gelmişti. Güvenilir, dürüst, çok yetenekli ve özellikle alçakgönüllü birisi olması Ürgüplüler nezdinde büyük  bir saygı kazanmasını sağlamıştı. Sanırım Ürgüp Rum hamamı da aynı ustanın eseridir.

Büyük Kilise’nin olduğu alan Rum Mezarlığı idi ve Aziz Yuannis de burada gömülüydü. Kilise apsisinde aziz taş, Yuannis’in mezarına denk getirilmişti. Mezarlık kaldırılırken büyük küpler çıkan bir kiler bulunmuş ve bu küpler kilisenin yapımı için gereken kireç ve su için kullanılmıştı. Küplerin çıkması Tanrının bir lütfu kabul edilerek uğur sayılmıştı. 115 yıl önce kilisenin açılış törenine, İstanbul’dan, komşu kent, kasaba ve  köylerden gelen insanlar zor başarının mutluluğuyla  gözyaşlarını  tutamamışlardı.

Bugün Müslüman Ürgüp halkı da yıkılmasına büyük bir acıma hissi ile yaklaşmaktadır. Savaşın sonucu yıkım getirmişti. 80 yıllık barış ortamı bir pişmanlık getirmiştir. Karşılıklı özeleştirilerle efsanevi sanat yapılarımız yıkılmasın artık. Hele bu yapılar çabanın, hoşgörünün, çocuk ve kadın emeğinin eseri ise, binadan çok  ‘insan’ unsurunun bu yaratıcılık yönü değerlendirilmeli diyoruz…

Mustafa Kaya 

 

 

 

Devamını Gör 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !